En Son Yorumlar
Emzirme

Emzirirken Meme Bakımı

Emziren annelerin bu dönemde meme bakımına dikkat etmeleri gerekiyor. Çünkü emzirme döneminde memede acıma, çatlama ve yaralanma gibi durumlar yaygın görülmektedir. Bunun nedeni muhtemelen yanlış emzirme ve annenin meme bakımını aksatmasıdır. Aşağıda emzirme döneminde meme bakımının nasıl yapılması gerektiği konusunda tavsiyeler bulunmaktadır:   1. Emzirme döneminde memede görülen sorunların bir bölümü yanlış emzirme yöntemi gibi durumlardan kaynaklanır. Bu nedenle doğru bir emzirme yöntemi ve bebeğin annen doğru emmesi bu dönemde memem bakımında çataklara ve yaralara karşı önleyici bir rol oynar.   2. Bebeği emzirmeye başlamadan önce meme uçları karbonatlı suyla silinmelidir. Bu bebekte pamukçuk oluşumunu önlemeye yardımcı olduğu gibi, bebeğin ağzında oluşmuş olan pamukçuğun anneye geçmesini de önlemeye yardımcı olur. Karbonatlı suyla meme başları silindikten sonra memeler ılık bir suyla silinerek temizlenir. Ilık suyla temizlenirken sabun kullanılmaz. Çünkü sabun meme başlarında kurumaya ve tahrişe neden olabilir. Böylelikle daha hijyenik bir ortam yaratılmış olur. Bebek anneden daha rahat emer.   3.  Emzirme sonrasında anne sütünün meme başlarına sürülmesi oldukça faydalıdır. Bu meme başlarında çatlakları önlemeye yardımcı olur. Çünkü nemlendirici etkisi vardır. Ayrıca meme başlarına ekstradan nemlendirici de sürülebilir.   4. Anne her emzirmeden önce elerlinizi su ve sabunla iyice yıkamalıdır.   5. Eğer annenin meme başında bir enfeksiyon gelişmişse o taraftan bebek emzirilmemelidir. Diğer taraftan emzirilmelidir. Enfeksiyon oluşmuş kısım için zaman geçirmeden hekim tedavisine başlanmalıdır.   6. Emziren anneler göğüslerini destekleyici pamuklu bir sütyen giyinmelidirler. Bu göğüslerin hava almasına da yardımcı olur.   7. Kullanılan göğüs pedleri sık sık değiştirilmelidir. Çünkü aksi halde memede mastitis gibi enfeksiyonların riski artar.
Bebek Sağlığı

Bebeğiniz Öksürüyorsa Bunları Yapın

Bir bebeğin öksürmesi onun rahatını, uykusunu, beslenmesini ve iyi hissetmesini olumsuz etkiler. Bebeklerdeki öksürüğün birçok sebebi olabilir. Fakat bebeğin öksürüğünü hafifletme ve öksüren bir bebeği rahatlatmak için bazı çözümler uygulanmaktadır.   Eğer bebeğinizde öksürük varsa aşağıdaki güvenli ve basit çözümleri uygulayabilirsiniz.   Bebeğin daha kolay nefes almasını sağlayın   Bebekler için üretilmiş mentollü merhem bebeğin öksürüğünü durdurma ve daha kolay nefes alıp vermesinde yardımcı olur. Tabi mentollü merhemin özellikle bebekler için üretilmiş olmasına dikkat edin.   Okaliptus yağı bebeğin öksürüğüne oldukça iyi gelir. Okaliptus yağıyla bebeğinizin göksüne ve sırtına nazikçe ovarak masaj yapın. Fakat bu tür yağ veya merhemleri bebeğinizin göz ve ağız çevresine sürmeyin.   Bebeğinize sıcak bir banyo yaptırın. Tabi bebeğinizin cildinizi yakacak sıcaklıkta olmamalıdır. Bebeğin banyosuna okaliptus yapı da ekleyebilirsiniz. Bu banyodaki buhar yardımıyla bebeğin solunumunu kolaylaştıracak ve öksürüğüne iyi gelecektir.   Bebeğinizin öksürüğü ve daha kolay nefes alması için bir diğer yöntem ise şudur. Bir kasenin içine sıcak sı doldurun. Sıcak suyun içine bir çay kaşığı kadar mentollü merhem veya okaliptus yağı dökün ve iyice karışmasını sağlayın. Sonra temiz bir bezi sıcak suyun içine daldırın ve ıslatın. Islattıktan sonra bez henüz sıcakken bezi, bebeğinizin göğsüne yerleştirin. B u bebeğinizin göğsünü ısıtır ve bebeğin göğsündeki herhangi bir tıkanıklığı gidererek rahatlamasını sağlar ve öksürüğünü hafifletir.   Bebeğinizi rahat ettirin   Eğer bebeğiniz öksürüyorsa bunun daha da kötüleşmesine yol açabilecek birçok etken vardır. Bebeğinizin ağız ve boğazını kurutacak şeyleri elimine edin. Örneğin bebeğin odasında veya yankında buluna kimi kimyasallar, temizleyiciler, tütsüler, kokular, sigara dumanı, yemek dumanı v.b. şeyler bebeğin boğazını daha da tahriş edebilir ve öksürüğünü daha da kötüleştirebilir. Bebeği bu tür şeylerden uzak tutun. Ve bulunduğu ortamı iyice havalandırın. Ayrıca odasının nem düzeyini de iyi ayarlayın. Bebeğinizin odasında bir nemlendirici ve hava temizleyici bulundurun.   Bebeğinizi çok sıcak tutmayın ve çok kalın giyindirmeyin. Bebeğinizin öksürüğü geçene kadar evinizdeki evcil hayvanları bebekten uzak tutun.   Bebeğinizin öksürüğünü burnunda birikmiş mukus da alevlendirebilir. Bir ampul şırıngayla bebeğinizim burnundaki mukusu çekin.   Bebeğinize bal vermeyin   Baş aslında yetişkinlerin öksürüğünde yaygın olarak kullanılan bir çözümdür. Fakat bebeklerde bal güvenli değildir. 1 yaşın altındaki çocuklara bal verilmemelidir. Bal bebeklerde botulizm sorununa yol açabilir. Bebeklerde botulizm nadiren görülebilen bir tür besin zehirlenmesidir. Fakat 1ayşın altındaki çocuklarda veya bebeklerde oldukça riskli bir sorundur.   Ne zaman hekime danışmalısınız?   Eğer bebeğinizin öksürüğü geçmiyorsa mutlaka hekime danışmak gerekir. Ayrıca bebeğiniz 3 aylıktan daha küçükse ve öksürüğüne hırıltı, ateş veya solunum zorluğu eşlik ediyorsa bebeğinizi hekimine mutlaka ve en kısa zamanda gösterin.
Yeni Doğan Bebekler

Bebeğe İsim Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebeğe isim seçmek kolay gibi görünse de aslında ebeveynlerin oldukça düşündükleri ve önemli durulması gereken bir konudur. Çünkü bebeğe isim seçerken yapılacak bir hata bebeğin sonraki yıllarını gerçekten oldukça olumsuz etkileyebilir. İşte siz ebeveynlere bebeğinize isim seçerken dikkat etmeniz gereken önemli hususlar:   1. Bebeğinize isim seçerken telaffuzu zor isimlerden mümkün olduğunca uzak durun. Telaffuzu zor isimler her zaman zaman karışıklıklara yol açabilir ve çocukta bir baskı yaratabilir.   2. Bebeğinize dedelerimizin 100 yıl önce kullandığı isimleri mümkün olduğunca vermeme çalışın. Elbette ki içlerinde birçok güzel ve anlamlı isimler bulunmaktadır. Fakat günümüzde ebeveynler artık bu tür isimleri bebeklerine vermiyorlar.   3. Bebeğinize komik veya başkalarının dalga geçebileceği isimler vermeyin. Bu tür isimler özellikle okul çağına geldiklerinde çocuklar için psikolojik soruna yol açabilecek düzeyde olabilmektedir.   4. Bebeğinize isim seçerken kendi soy adınızı da düşünerek seçin.Soy adıyla kötü bir kombinasyon oluşturacak veya dikkat çekici isim ve soy isim kombinasyonları bebek büyüdüğünde hiç de hoşlanmayacağı bir şey olabilir.   5. Kimsenin ne anlama geldiğini bilmediği, ilk kez duyulan isimler de ilerleyen yıllarda çocuklar için bir baskı unsuru olabilir.   6. Bebeğinize seçeceğiniz isim bebeğinizin cinsiyetini iyi ve doğru yansıtmalıdır. Genelde hem erkeklerde hem de kızlarda kullanılan Deniz, Derya gibi isimler her zaman gerek iş yaşamında gerekse de özel yaşamda karışıklıklara yol açabilecek isimlerdir.   7. Bebeğinize çok iddialı isimler seçmemekte fayda vardır. Çünkü çocuklar ilerde bu çok iddialı isimlerin etkisinde olumsuz bir şekilde kalabilirler.   8. Bebeğinize seçeceğiniz ismin anlamına da dikkat edin. Ayrıca hiçbir anlamı olmayan isimler de iyi bir tercih değildir.
Hamilelikte Sağlık

Hamilelikte ( Gebelikte ) Toksoplazma

Kedilerin katı dışkıları toksoplazma gondii olarak adlandırılan bir parazit içermektedir. Bu parazit toksoplazma enfeksiyonuna yol açar. Ciddi bir kan enfeksiyonudur fakat nadiren görülür. Toksoplazma ayrıca enfekte olmuş etlerin, az pişmiş veya pişmemiş etlerin ve kirli sebze ve meyvelerin yenmesiyle de bulaşabilmektedir. Toksoplazma vakaları sıcak ve nemli iklim bölgelerinde daha yaygındır.   Toksoplazma belirtileri nelerdir?   Toksoplazma belirtileri genelde şunlardır:   Bitkinlik Ateş Lenf bezlerinde şişme Bazen de hiçbir belirti vermeyebilir.   Toksoplazma hamileliği nasıl etkiler?   Toksoplazmaya bağışıklığı olmayan kadınlarda hamilelikte toksoplazma parazitine maruz kalmak anne karnındaki bebeği etkileyebilir. Örneğin araştırmalara göre hamileliğin 10. – 24. haftaları arasında toksoplazma parazitine maruz kalarak enfeksiyonu yalayan hamile kadınların yeni doğan bebeklerinde ciddi problem oluşma riski %5-6 dır. Toksoplazmanın bebek üzerindeki etkileri konusunda erken doğum, düşük ağırlıklı doğum,  yeni doğan bebekte ateş, sarılık, gözde retina anomalileri, zihinsel gerilik, anormal kafa ölçüsü, kasılmalar ve beyin kalsifikasyonu gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Hamileliğin 3. dönemi boyunca anne karnındaki bebekte de enfeksiyon riski artar.   Hamilelikte toksoplazmayı önlemek için   Hamilelikte toksoplazmayı önlemek için aşağıdaki önlemler alınmalıdır:   Kedi dışkısına maruz kalmaktan kaçınmalıdır. Kediye çiğ et verilmemelidir. Çiğ etlerle veya kediyle temas edildikten sonra eller iyice yıkanmalıdır. Etler iyi pişmiş yenmelidir. Her zaman iyi hijyen kurallarına uyulmalıdır. Hamilikte mümkünse evde kedi beslenmemelidir.   Toksoplazma nasıl teşhis edilir?   Hamilelik öncesinde veya hamilelikteki ilk hekim randevusunda toksoplazma enfeksiyonuna karşı bağışıklığın olup olmadığı test edilir. Bu konuda bir kan testi ile belirlenebilir. Hamilelikte toksomplazma enfeksiyonunun oluşması durumunda tedavi için birkaç ay antibiyotik verilir. Bu enfeksiyonun bebeği de etkileme riskini azaltır. Kordosentez testi de toksoplazma enfeksiyonunun hamilelikte oluşup oluşmadığını belirlemek için yapılabilen bir testtir.
Bebeklerde Beslenme

Bebeklerin Beslenmesi

Bebekler aç olduklarında, beslenme ihtiyacı duyduklarında bunun işaretlerini gösterirler. Bunun en belirgin işareti bebeğin ağlamasıdır. Bebekler aç olduklarında beslenirler ve tok olduklarında yemeyi bırakırlar. Aslıda bebeklerin beslenme ihtiyacı bu kadar basittir. Uzmanlar bebeklerin beslenme ihtiyaçlarının bebeklerin talebi üzerine olması gerektiğini belirtirler. Yani bebekler istedikleri sürece beslenirler. Bunun anlamı bir bebek ister emzirilsin ister, biberonla beslensin, açlık işaretlerini mutlaka gösterir.   Genelde pediatri akademileri bebeklerin en az 6 ay süreyle emzirilerek beslenmesini ve 6 aydan sonra da ek besinlerin yanında 1 yıla kadar emzirmenin devam etmesini önermektedirler. Hatta Dünya Sağlık Örgütü çocukların 2 yaşına kadar emzirilmelerinin faydalı olduğunu belirtmektedir.   Her ne kadar anne sütü bebekler için eşsiz bir besin kaynağı olsa da emzirilen bebeklerinde sağlıklı gelişmeleri için vitamin ve diğer besin desteklerine ihtiyaçları olabilir, özellikle demir mineraline… Bebeklerini emzirmeyen anneler ise demir katkılı bebek mamalarını tercih etmeleri gerekir.   İnek sütü, soya sütü ve keçi sütü 1 yaşından küçük bebekler için tavsiye edilmemektedir. Bu sütlerde bebekler için yeterli yağ, demir ve diğer bazı besin maddeleri yeterli değildir. Ayrıca inek sütü ve keçi sütündeki protein bebeklerin sindirimi için uygun değildir. Bebekler bu sütleri sindirmekte zorlanırlar.   Bebeklere 6 aydan sonra ek besinler verilmeye başlanır. Bebeğe ek besinlere verilmeye başlandığı zaman bazı önemli hususları dikkate almakta fayda vardır.   1. Bebeğin ilk ek besinleri çok yumuşak besinler olmalıdır. Çok yumuşak besinlerle başlanmalıdır.   2. Bebeğe her seferinde bir besin tanıştırılmalıdır. Bir besin bebeğe verildikten sonra birkaç gün bekleyip herhangi bir alerji gelişip gelişmediği kontrol edilir.   3. Bebek ek besinleri aldığı zaman açlık ve tokluk işaretlerine bakmak gerekir.   4. Bebeğinize ilk ek besinleri verirken onun genelde aç olduğu zamanları tercih edin. Böylelikle ek besini alması daha kolay olur.   5. Bebeğiniz kendini iyi, hissettiği zamanlarda ek besinleri vermeye başlamak daha uygundur. Mızmızken, ağlarken, hastayken ek besinleri kabul etmesi zor olur.   6. Huzurlu ve sakin bir ortamda ilk ek besinleri tanıştırın.
Çocuk Eğitimi

Ebeveynler İçin Güzel Bir Kaynak KOŞULSUZ EBEVEYNLİK

Çocuklar için beslediğimiz sevgiyi tanımlayacak üç sıfat bulmamız istense herhalde biri “koşulsuz” olur. Çocuk büyütmenin bin bir çeşit zorluğu içinde biliriz ki, çocuğumuza duyduğumuz sevgi her şartta aynı şekilde saf, sonsuz ve koşulsuz kalır. Yıldığımız anlarda “Böyle yaparsan seni sevmem” veya “Öyle dersen sana küserim” desek bile sevgimiz, üzerini geçici olarak öreten yorgunluklara ve kızgınlıklara rağmen özünde hiç değişmez. Haliyle, sevgimizin sahip olduğu niteliklere ebeveynliğimizin de sahip olduğunu varsayarız. Ama sevginin niteliği, ebeveynliğin niteliğine eşit değildir ve çocuğumuzu uygun gördüğümüz şekilde yetiştirmeye çalışırken aralarında ters orantı bile kurulabilir. Çünkü sevgimiz ne denli büyük olursa olsun, önemli olan çocuğun bunu nasıl deneyimlediğidir.   Koşulsuz Ebeveynlik kitabı, çocuk için beslediğimiz büyük sevginin nasıl olup da tamamen sevgisiz bir ebeveynliğe dönüşebildiğini açıklıyor. Bazen yaptığımız şeylerin doğruluğundan o kadar emin oluyoruz ki, sonuç almamıza da aldanarak hataları doğru ebeveynlik uygulamalarıymış gibi görebiliyoruz. Ama bir de çocuğun gözünden bakarsak neler görürüz dersiniz? Kitap, özellikle günümüzde televizyon programlarına varıncaya değin yaygın şekilde önerilen ve kullanılan mola veya olumlu pekiştirme gibi uygulamaların neden yalnızca ebeveyn açısından “olumlu” olduğunu, çocuk açısından ise en berbat ödül ve ceza uygulamaları kadar büyük olumsuzluklar yarattığını ve zarar verdiğini uzun uzun irdeliyor. İrdeliyor derken kasıt felsefi bir tartışma yapmak veya kişisel görüşleri dayatmak değil; kitap, büyük bir araştırma birikimine göndermeler yapıyor. (Kitabın sonundaki Kaynakça bölümü kendi başına on yedi sayfa.) Mesela bugün mola uygulaması dediğimiz uygulamanın aslında insan değil, hayvan eğitmeye yönelik olduğunu biliyor muyuz? Peki, çocuğu iyi bir şey yaparken gördüğümüzde övüp aferin demenin (yani olumlu pekiştirme kullanmanın) çocuğu övgü bağımlısı haline getirdiğini fark ettik mi? Okul başarısının notlarla ölçüldüğü kurumlarda çocuğun ders öğrenmekten daha ziyade not almaya odaklandığını, akranlarıyla sürekli rekabete sokulduğunda tüm yaşamı boyunca diğer kişileri başarısının önündeki engel olarak gördüğünü kaçımız saptadı? Daha önemli soru, bunların tümünü başkalarının çocuklarında görüp nedenleri tespit edebildiğimiz ama kendi çocuğumuzda edemediğimiz oluyor mu? Tüm bu sorunların altında ebeveynliğin “koşullu” olması ve biz bunu fark etmesek bile çocuğun ancak “koşullu” olarak sevildiğini düşünmesi yatıyor. Yani, yalnızca başarılı ve uslu olursa sevildiğini hissediyor, diğer koşullarda ise ceza veren, hor gören veya surat eden ebeveyne bakarak vardığı sonuç hiç de sevilmediği oluyor; hatta istenen şekilde davranmadığında ve istenen başarıyı yakalayamadığında sevilmeye değer biri olmadığını bile düşünüyor.   Bu uygulamaları inceledikten sonra akla gelen ilk soruyu kitap da soruyor: Madem bu teknik ve stratejiler bu kadar kötü, neden kullanıyoruz? Neden her şeyi (ne hissettiklerini bile) çocuklardan iyi bildiğimizi düşünüyoruz? Neden onlar için en iyisinin bizim tasarılarımız olduğunu varsayıyor, neden onların bir yaramazlığı yüzünden utançtan yerin dibine giriyor, neden bir başarısızlıkları yüzünden kendimizi yenilmiş ve yetersiz hissediyoruz? Bunların nedeni sevgimiz mi? Yoksa benliğimizi ve kimliğimizi onların yaşamlarına gereğinden fazla karıştırıp, bunu sevgi adıyla meşru göstermeye mi çalışıyoruz? Kitap bu sorulara da yanıt veriyor, çünkü ebeveynliğimizi yansız biçimde değerlendirmek için önce neyi neden yaptığımızı ve düşündüğümüzü saptamak gerekiyor. Kitaba göre bu konularda bizi etkileyen unsurlar dört ana grupta incelenebiliyor: Çevrede görüp duyduklarımız, inançlarımız, hislerimiz ve korkularımız. Yani, yaygın olanı benimsemeye eğilim gösteriyoruz, çevrenin hakkımızda neler düşüneceğinden yoğun biçimde etkileniyoruz ve kendi maruz kaldığımız yanlış ve negatif ebeveynlik uygulamalarını bazen farkına bile varmadan aynen tekrar ediyoruz. Ama en kötüsü, çocuğun başarılarını veya yeteneklerini bazen statü sembollerine dönüştürüyoruz, bazen ise kendi yapamadığımız veya fırsatını bulamadığımız şeyleri çocuğa yaptırarak tatmin olmaya çalışıyoruz ama onun başarısız olması halinde çifte düş kırıklığına uğruyor ve bunun acısını yine çocuktan çıkarıyoruz.   Peki, bu hatalara düştüğümüzü fark edince ne yapmak gerek? Alıştığımız yöntemlerin alternatifi nedir? Kitapta bu sorunun da yanıtı var. Ama her duruma ve her çocuğa uyan bir çözüm reçetesi biçiminde değil. Kitap, farklı bir bakış açısı ve yaklaşım kazandırmayı hedefliyor ve bunun ardındaki zihniyetin temelini oluşturacak “on üç koşulsuz ebeveynlik ilkesi” sunuyor. Uzun uzun açıklanan bu ilkelerin tümünün ardındaki ana fikirlerden biri her şeyi çocuğun gözünden değerlendirmek. Çocuğun bizden farklı hissedeceğini ve düşüneceğini varsayarak yola çıktığımızda hep hataya düşüyoruz. Ama onu da düşünen, hisseden ve bazı şeyleri bizden iyi bilen bir birey olarak görüyorsak, hatta bu doğrultuda hislerine, tercihlerine ve görüşlerine saygı da duyuyorsak, işte o zaman koşulsuz bir ebeveynlik için ilk adımı zaten atmış oluyoruz. Geriye ise hatalarımızı koşulsuz ebeveynlik ilkelerinin rehberliğinde değiştirip dönüştürmek, doğru uygulamalarımızı ise kitabın alt başlığındaki gibi “sevgi ve akılcılık” ile sağlamlaştırmak kalıyor.
Anket
Bebeğinize ek besinleri ne zaman vermeye başladınız?
E Bülten
Yeniliklerden Haberdar Olmak İçin Lütfen Bültenimize Kayıt Olunuz.
Ad Soyad
:
E mail
: